<<
GERİ DÖN
Giresun
Giresun fındığı ile tanınan Karadeniz Bölgesinde yer alan il. Kiraz
ve fındığın bütün dünyâya buradan yayıldığı kabul edilen Giresun
ili, Doğu Karadeniz bölgesinde Karadeniz, Trabzon, Gümüşhane,
Erzincan, Sivas ve Ordu arasında yer alır. 40°07’ ve 41°08’ kuzey
enlemleriyle, 37°50’ ve 39°12’ doğu boylamları arasında kalır.
Trafik numarası 28’dir.
Giresun’un adının kökeni hakkında iki farklı görüş vardır. Bunlardan
birincisini ünlü seyyah Evliya Çelebi Seyâhatnâmesi’nde şöyle ifâde
etmektedir. Giresun Kalesi Fatih Sultan Mehmed Han devrinde Muhâsip
Mahmûd Paşa tarafından fethedilmiştir. Fâtih, kale fetholunurken,
Mahmûd Paşaya; “Bu gece kale altuna giresun!” diye ferman edince,
kaleye tüneller vâsıtasıyla girilip fethedildiğinden Giresun
denmiştir.
İkinci olarak adının “kiraz” (Karesus veya Keressea)dan geldiği
rivâyet edilir. Lâtinler bu şehre “Chirizonda, Kerasounde, Cera
Sonte” demişlerdir. Romalı kumandan Lucullus, kiraz ağacını
Giresun’dan alarak, Roma’ya getirmiş, buradan dünyâya yayılmıştır.
Türkler, Giresun’a hâkim olunca ilk önce “Kerasun” dediler. Zamanla
bu kelime halkın dilinde “Giresun” olarak yerleşti. Giresun’un ilk
sâkinleri Orta Asya’dan gelen Tiberanler, Kalipler ve Mosineklerdir.
M.Ö. 1100 senelerinde demircilikle uğraşıyorlardı. Hitit
İmparatorluğunun yıkılışından sonra Frigya Konfederasyonuna
katıldılar. Frigyalılardan sonra Miletliler (Miletoslar) bölgeyi ele
geçirdiler.
Karadeniz Bölgesinin Doğu Karadeniz Bölümünde yer alan Giresun
İli’nin, doğusunda Trabzon ve Gümüşhane, batısında Ordu, güneyinde
Sivas ve Erzincan, güneybatısında yine Sivas, kuzeyinde de Karadeniz
bulunmaktadır. İl toprakları kıyıda yer alan dar ova şeridi, bunun
arkasında yükselen ve kıyıya paralel uzanan dağlardan oluşur.
Giresun Dağları genellikle 2.000-3.000 m. yüksekliğindedir.
Bunlardan en yüksek noktası 3.700 m. yüksekliğindeki Karagöl Doruğu
olup, Balaban, Gavur Dağı Tepesi, Cankurtaran, Kırkkızlar da diğer
yükseltileridir. Eğribel Geçidi, Şehitler Geçidi, Fındıkbel Geçidi
bu dağlar arasındaki geçitlerdir. Bu dağların denize bakan
yamaçlarının alçak kesimlerinden başlayan ormanlar bulunmaktadır. İl
genelinde az yer kaplayan ovaların büyük bölümü kıyı kesiminde
toplanmıştır. Bu ovalar, su sorunu olmayan verimli tarım
alanlarıdır. Kıyı kesimlerden başka, iç kesimlerde Kelkit Vadisi’nde
Avutmuş Deresi’nin Kelkit Çayı ile birleştiği bölümde küçük, bazı
düzlüklere rastlanır. Giresun Dağlarının 2000 m. yi aşan bazı
kesimlerinde hayvancılık açısından önem taşıyan birçok yayla yer
alır. Giresun Dağları üzerindeki bu yaylaların başlıcaları, Kümbet,
Kulakkaya, Bektaş, Tamdere, Karagöl, Eğribel, Kazıkbeli
yaylalarıdır. Aksu ve Batlama vadileri arasında denize doğru uzanan
bir yarımada üzerinde kurulan kent merkezinin doğusunda, kıyıdan 2
km. uzaklıkta Doğu Karadeniz’in tek adası olan Giresun Adası (Aretias)
bulunmaktadır. Giresun Dağları çok sayıda akarsu ile bölünmüştür.
Bunların başında Harşit Çayı (Doğankent) ile Kelkit Irmağı ve
kolları gelmektedir. Giresun ve Gümüşhane dağlarının kuzey
yamaçlarından çıkan Özlüce Deresi, Yağlıdere, Aksu ve Pazarsuyu
Deresi de onları tamamlamaktadır. Bunlardan Harşit Çayı üzerinde
Doğankent I ve II hidroelektrik santralleri kurulmuştur. Yüzölçümü
6.934 km2 olup, toplam nüfusu 524.010’dur.
İlin ekonomisi fındık üretimi, ticareti, balıkçılık, tarım ve
hayvancılığa dayalıdır. İlin ekilebilen alanları kısıtlı olduğundan,
kıyıda yaşayanlar fındık yetiştiriciliği ve balıkçılıkla, iç
kesimlerde yaşayanlar da tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.
Fındık, mısır, buğday, patates, arpa, elma, armut, kiraz, incir,
üzüm, ceviz, sebze ve az miktarda da çay, turunçgiller ve şeker
pancarı üretimi yapılmaktadır. İlin iç kesimlerinde yaşayan halk,
kıyı kesimlerine inerek fındık toplama işinde çalışırlar. Yaylalarda
küçükbaş hayvan yetiştirilir. Alucra ve Şebinkarahisar’da sığır
besiciliği yapılır. İlde kağıt fabrikası, süt ürünleri, fındık ve
çay işleme tesisleri bulunmaktadır. Ayrıca orman ürünleri, dokuma,
tekne yapımı, fındık kırma, gıda, kolonya ve çamaşır suyu gibi küçük
sanayi işletmeleri bulunmaktadır. Giresun Tamzara dokumaları ile de
ün yapmıştır. Rezervleri çok kısıtlı da olsa çeşitli maden
kaynakları bulunmaktadır. Espiye yöresinde bakır, çinko; Görele’de
demir; Tirebolu’da bakır, kurşun, bentonit, barit ve mermer;
Şebinkarahisar’da bakır, kurşun, uranyum, alünit, flüorid; Dereli’de
barit ve mermer, İl Merkezinde bakır, çinko, kaolin yatakları
bulunmaktadır.
Giresun yöresinin tarihte ismi ilk kez MÖ.XV.yüzyılda Hitit
kaynaklarında Azzi Ülkesi olarak geçmiştir. Bölge, Hititlerden sonra
Frigyalılara bağlanmış, İskit ve Kimmerler Frig Krallığını yıktıktan
sonra bu bölgeye Miletoslular yerleşmiştir. Karadeniz Bölgesi’nde
90’a yakın koloni şehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu
şehirlerinin de kurucularıdır. Miletoslular buraya yerleşmekten çok
yörenin yer altı ve yer üstü kaynaklarından yararlanmak amacında
idiler. Miletoslular Giresun’un bulunduğu yerde Kerasous ismini
verdikleri bir kent kurmuşlardır. Türkçe’de hiçbir anlamı olmayan
Giresun ismi Kerasous’tan kaynaklanmaktadır.
MÖ. VI.yüzyılda yörede başlayan Pers egemenliği Büyük İskender’in
MÖ.331’de onları yenmesine kadar sürmüştür. Kerasous
Kapadokialıların denetimine geçmiş ve bunu Makedonya yönetimi
izlemiştir. Pontus Kralı I.Pharnakes MÖ.183’te Kerasous’u ele
geçirmiş ve onun hemen yakınına Pharnakeia isminde bir kent
kurmuştur. Pontus döneminde burası önemli bir maden üretim merkezi
idi. Romalıların döneminde bu durum devam etmiştir. Giresun’da
Romalılar tam bir hakimiyet kurmamış, Roma yönetiminin ilk
dönemlerinde Romalı yazarlardan Ammianus Marcel’e göre Romalı
komutan Lucullus buraya geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını görmüş ve
bu ağacın fidanlarını Roma’ya götürmüştür. Bu bilgi kirazın dünyaya
Giresun’dan yayıldığı inancının kaynağı olmakla birlikte, Roma’da
daha önce de kirazın varolduğu belirtilmektedir.
Giresun Romalıların ardından Bizanslıların denetimine geçmiştir.
Bizans egemenliği döneminde Helen uygarlığının büyük bir hızla
gelişip yayılmasına karşılık, Bizans İmparatorları, ülkelerinin
içerisinde yaşayan ve başka soydan gelen insanları asimile etmeye
çalışmışlar ve bu yolda en çok dil ve dinden yararlanmışlardır.
Bunun için de Doğu Karadeniz’in ormanlık alanlardaki toplulukları
itaat altına almak için ormanlar kesilerek yollar açılmış, yol
boylarına muhafız kulübeleri yapılmış, bir grup Hıristiyan Bulgar
Türk’ü de getirilip bölgeye yerleştirilmiştir. Bizanslılar bu yolda
çaba harcarken 705 yılında ilk kez Arap orduları bölgeye gelip
İslamlığı tanıtmaya başlamıştır.
XIII.yüzyılda yöre Pontus Krallığı’na bağlanmıştır. Haçlılar,
Bizans’ın başkenti İstanbul’u ele geçirince (1204) İmparator
Komnenos’un çocukları Trabzon’u alıp burada Trabzon Rum
İmparatorluğu kurmuşlardır. Giresun da bu devletin sınırları içinde
yer almıştır. Anadolu Selçuklu Devletine vergi vermeyi kabul eden ve
1244’te Moğolların egemenliği altına giren Trabzon Rum
Devleti,Türklerin bir eyaleti haline gelmiştir. Trabzon’a bağlı
bulunan Giresun ve çevresi Moğol nüfuzu altına girmiştir. Bu dönemde
Oğuzların Üçok koluna mensup boylardan biri olan Çepniler; Ordu,
Giresun ve Trabzon illeri sınırlarına yerleşmeye başlamışlardır.
Giresun’un Türkleşmesi, Anadolu Selçuklu devletinin çöküşünden sonra
Anadolu Selçuklu Beylikleri döneminde daha da artarak devam
etmiştir. Türkmenler, Sinop, Samsun bölgesine hakim olduktan sonra,
1297’de Ünye yöresini ele geçiren Çepniler, Trabzon’a kadar
akınlarda bulunmuşlardır. Bu tarihlerden itibaren Karadeniz’de
ticaret kolonileri kurmaya başlayan Cenevizlilerin de şehirde
temsilcileri olduğu sanılmaktadır. Dolayısıyla burada ayrıca Ceneviz
nüfusu da etkili olmuştur.