<<
GERİ DÖN
Safranbolu
Safranbolu,Karabük ilinin en büyük ve gelişmiş ilçesidir. Klasik
Osmanlı kent mimarisini yansıtan tarihi evleri ile ünlü olan şehir
bu özelliği sayesinde 17 Aralık 1994 tarihinden beri Dünya Miras
Listesi'nde yer almakta ve turistik ilgi çekmektedir. İsmini,
bölgede yetişen ve nadir bir bitki olan safrandan alır.
Safranbolu coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca idari ve ticari
bir merkez olmuştur. 2000 nüfus sayımına göre nüfusu 47.257'dir.
Tarihte Paflagonya olarak adlandırılan bölgede bulunur ve birçok
medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Türkler tarafından kesin olarak
alınışı 1196 yılındadır. Osmanlı zamanında 17. yüzyılda
İstanbul-Sinop yolu üzerinde olması nedeniyle tarihteki en önemli
dönemini yaşamıştır.
2002'de kurulan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'ne bağlı Fethi
Toker Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi ve Meslek Yüksek Okulu
bulunmaktadır.
Şehir eski çağlarda Homeros'un İlyada destanında geçen Paflagonya (Paphlagonia)
bölgesinde yer almaktadır ve bilinen tarihi M.Ö. 3000 yıllarına
kadar gider. M.Ö. 3000 ve 4000 tarihli tümülüsler, Safranbolu'nun
insan yerleşimi açısından uzun bir tarihi olduğunu göstermektedir.Faroqhi
ve Deguilhem, 309 Şehir Flaviopolis, Theodoropolis, Hadrianopolis,
Germia ve Dadibra (Dadybra) gibi antik kasabalarla yorumlanmıştır.
Bölgedeki bilinen ilk medeniyetler Hititlerin komşuları olan
Gaspalar ve Zalpalardır. Bölgede sırası ile Hititler, Frigler,
dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallıklar ( Pondlar),
Romalılar (Bizans), Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve
Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır.
Şehir Selçuklular tarafından geçici olarak fethedildiğinde adı
Dadibra idi. Safranbolu, Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan'ın oğlu
Muhiddin Mesut Şah tarafından 1196 tarihinde Türklerin eline
geçmiştir. Muhiddin Mesut Şah Yunanlı-Bizanslı nüfusa savaşmadan
teslim olmaları durumunda hayatlarını koruyacağına söz vermiştir
fakat kayıtlara göre şehir savaşla ele geçirilmiştir ancak
Hristiyanlara ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur. 1213- 1280
tarihleri arasında Çobanoğulları, 1326- 1354 tarihleri arasında
Candaroğlulları ve 1423 yılından sonra Osmanlı Devleti'nin elinde
bulunmuştur. Şu anki Kıranköy bölgesinde yaşayan Yunanlı topluluk
bulunmaktaydı, burası daha sonra merkez Yunan mahallesi olmuştur ve
1923'deki nüfus değişimi bu bölgede gerçekleşmiştir.
Selçukluların idaresinde şehrin adı Zalifre olmuştur ve Sinop -
Kastamonu - Safranbolu - Gerede - Söğüt uç bölgesi durumuna
gelmiştir.Faroqhi ve Deguilhem, 310 Sonraki yıllarda şehir
Türkmenler ve Bizanslılar arasında birkaç defa el değiştirmiştir.
1213 ile 1280 yılları arasında kasabayı, Anadolu Selçuklu
Devleti'nin uç beyliği durumundaki Kastamonu ve Sinop bölgesine
yerleşmiş olan Çobanoğulları Beyliği yönetmiştir. Daha sonra
Çabanoğuları Moğul İlhanlılar'a vergi vermeye başlamıştır.
1326'da Candaroğulu Süleyman Paşa şehri ele geçirmiştir. 1332'de
Kastamonu'ya gitmekte olan İbn Battuta ve Kastamonu paşasının oğlu
vali Ali Bey ile görüşmüştür. İbn Battuta'ya göre geldiğinde, Hanafi
ögretisini öğretmekte olan bir medrese bulunmaktaydı. Candaroğulları
dönemiyle bölgede İslami mimari hareketlenmiştir, bu dönemde Gazi
Süleyman Paşa Camii kullanılmaktaydı ayrıca eski bir Bizans
kilisesi, iki hamam ve çeşitli çeşmeler bulunmaktaydı. Diğer benzer
bir islami yapılanma ancak 17. yüzyılda olacaktır.
Safranbolu 14. yüzyılın ortalarında ilk defa Osmanlı kontrolüne
geçmiştir ve bu tarihten 1416'da tamamen fethedilene kadar Osmanlı
Devleti ile Candaroğulları arasında bir sınır bölgesi olmuştur.
Bölgeye Osmanlılar Yörükan-i Taraklı olarak bilinen çok sayıda
Türkmen göçebeyi yerleştirmeye çalışmıştır ve şehrin ismi bu
dönemden sonra Taraklı Borglu veya kısaca Borglu ve Borlu olarak
adlandırılmıştır. 18. yüzyılın ortalarında Zağfiran Borlu
kullanılmaya başlanmıştır ve daha sonra 19. yüzyılın ortasında kısa
bir süre için Zağfiran Benderli kullanılmıştır fakat 19. yüzyılın
son çeyreğinde Zağfiran Bolu olarak değişmiştir.{{cite web | tarih =
| url = http://www.safranbolu.gov.tr/tarih.asp | başlık =
Safranbolu'nun tarihi| erişimtarihi=2006-11-23}} En son olarak ise
Zafranbolu ve daha sonra Safranbolu şekline dönüşmüştür.
Osmanlı Devleti zamanında özellikle 17. yüzyılda İstanbul- Sinop
kervan yolu üzerinde konaklama merkezi olmasıyla kültürel ve
ekonomik olarak en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Aynı devirde Osmanlı
sarayı ve devlet adamları şehre önemli eserler katmıştır.
18. yüzyıldan başlayarak, III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde de
devam eden ve 1850'den sonra artan İstanbul'a olan belgelenmiş göç
ile Safranbolulular sarayda etkili olmaya başlamışlardır.Faroqhi ve
Deguilhem, 312 Göçmenlerin çoğunluğu fırıncılık veya denizcilik
yapmaktaydılar. Xavier de Planhol'a göre 1860'dan başlayarak
Safranbolulular İstanbul'da fırıncılık konusunda tekel kurmuşlardı
ve fırınlarda çalışan yaklaşık her beş kişiden üçü Safranbolu
bölgesinden gelmekteydi. Büyük ihtimalle mevki sahibi ve tanınmış
kişiler Safranbolu'dan akrabalarını, arkadaşlarını veya
müşterilerini İstanbul'a getirmekteydiler. Planhol'a göre
Safranbolu'dan İstanbul'a gelen Yunanlıların büyük çoğunluğu
denizcilik yapmaktaydılar.
1939'da çalışmaya başlayan Karabük Demir Çelik Fabrikası ile Karabük
ilgi merkezi durumuna gelmiştir ve Safranbolu 1950'lerde Anadolu'da
gerçekleşen modern şehirleşmeden fazla etkilenmemiştir. Bu nedenle
mimari gelenekleri, özellikle yarı ahşap, üç odalı Pontian Yunan
stilinde depreme dayanıklı evleri korunmuştur. UNESCO tarafından 17
Aralık 1994 tarihinde Dünya Miras Listesi'ne alınarak "Dünya Kenti"
unvanını almıştır. Dünya Miras Şehirleri Organizasyonu'nun (OWHC)
aktif üyesi olan Safranbolu'da 2000 yılında OWHC yönetim kurulu
toplantısı düzenlenmiştir.
Coğrafya ve iklim
Batı Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Safranbolu, il merkezinden 8 km
ve denizden 65 km içerdedir. İlçe, Karabük ( merkez, Ovacık ve
Eflani), Bartın ( Ulus) ve Kastamonu ( Araç) illeri ile çevrilidir.
Büyük bölümü ormanlık olan ve yüzölçümü 1.013 km2 olan şehir coğrafi
açıdan engebeli bir bölgededir. Şehrin en alçak noktasının rakımı
300 metre iken en yüksek noktası 1.750 metredir, şehir merkezinde
ise en alçak nokta 400 metre ve en yüksek nokta 600 metre
civarındadır.
İlçeden geçen önemli akarsulardan Araç Çayı, Soğanlı Çayı ve Ovacuma
Deresi'nin yanında su miktarı az olan ve büyük kanyonlar oluşturan
çok sayıda küçük derecik bulunmaktadır. Derin ve uzun kanyonların
yanında, büyük mağaralar ve dağ yamaçlarında bulunan mağara
ağızlarından çıkan büyük çaplı sular bulunmaktadır. Tokatlı (Gümüş),
Akçasu ve Bulak dereleri üç ayrı kanyon oluşturarak şehirden geçip
Araç Çayı'na karışırlar. Araç Çayı ise Soğanlı Çayı ile birleşir ve
Filyos Çayı'ndan Karadeniz'e ulaşır.
Safranbolu'da Uluyayla ve Sarıçiçek olmak üzere iki yayla
bulunmaktadır. Şehre 50 kilometre uzaklıkta bulunan, 280 hektar ve 7
kilometre uzunluktaki Uluyayla'nın ortasında bir gölet ve içinde yer
altı nehri olan bir mağara vardır.{{cite web | tarih = | url =
http://www.safranbolu.gov.tr/turizm4.asp | başlık = Safranbolu'nun
yaylaları| erişimtarihi=2006-11-30}} Safranbolu'ya 8 kilometre
uzaklıkta olan Sarıçiçek yaylasında ise kamp ve dağcılık
yapılmaktadır. Ayrıca şehirde kanyonlar ve mağaralar bulunmaktadır.
Uzunluğu 2,725 metre olan Bulak (Mencilis) Mağarası'nın iki girişi
bulunmaktadır ve 350 metrelik kısmı ışıklandırılmıştır.{{cite web |
tarih = | url = http://www.safranbolu.gov.tr/turizm6.asp | başlık =
Safranbolu'nun yaylaları| erişimtarihi=2006-11-30}} Yatay gelişmiş
ve fosil Hızar Mağarası'nın büyük bir girişi vardır. Ağzıkara
Mağarası ise sarkıt ve dikitleri ile dikkat çekmektedir.
Karadeniz ve İç Anadolu iklimleri arasında bulunan Safranbolu'da
yazlar sıcak, kışlar soğuk, baharlar ılık ve serin geçer. İlkbahar
ve sonbahar oldukça uzundur. Özellikle son yıllarda yaz ayları kurak
geçmeye başlamıştır, yağışlar ilkbahar, sonbahar ve kış aylarında
olur. Yıllık yağış miktarı ortalama 500 mm., nem oranı ise % 60
civarındadır. Yılda ortalama 35 gün kar yağışı olur.
Şehrin Çarşı ve Bağlar kısımları farklı yüksekliklerdedir ve
çevrelerinde ormanlar bulunur, bu nedenle bölgeler arası ısı
farklılıkları vardır. Çarşı kısmı vadilerin yan yamaçlarında
bulunur, daha ılık ve rüzgârsız olan bölge kışlık olarak kullanılır
ve daha az kar yağışı olur. Yüksek kesimlerde bulunan Bağlar kısmı
ise, rüzgârlara açık, yaz aylarında serin, kış aylarında karlıdır,
bu nedenle yazlık olarak kullanılır.
Nüfus
19. yüzyılın sonlarına doğru şehrin nüfusu yaklaşık 7.500'dü.
1923'de Yunan Ortodoks nüfusun 1923 mübadelesi ile Yunanistan'a göç
ettirilmesi ile nüfus 5.000'e düşmüştür ve 1940'lara kadar bu
şekilde kalmıştır. 1937'de Karabük Demir Çelik Fabrikası'nın
açılması ile birçok zanaatkar ve çiftçi fabrikada çalışmak için
Safranbolu'yu terketmiştir, Karabük'ün nüfusu 100.000'e çıkmıştır ve
bununla birlikte dış göçe rağmen Safranbolu'nun nüfusu 1940'lardan
sonra yaklaşık 20.000'e çıkmıştır.Faroqhi ve Deguilhem, 312-313
1997 sayımında 44.788 olan nüfus, 2000 sayımına göre 31.697'si
merkezde, 15.560'ı ise köylerde olmak üzere 47.257'dir. 1997 yılı
Safranbolu Belediyesi nüfusu 32.150'dir{{cite web | tarih = | url =
http://www.yerelnet.org.tr/belediyeler/index.php?belediyeid=128210 |
başlık = Safranbolu Belediyesi| erişimtarihi=2006-11-19}} ve Ovacuma
Belediyesi nüfusu 1879'dur.{{cite web | tarih = | url = http://www.yerelnet.org.tr/belediyeler/index.php?belediyeid=128209
| başlık = Ovacuma Belediyesi| erişimtarihi=2006-11-19}}
Yönetim
thumb|right|250px|Tepede yapılmış olan eski hükümet binası ve saat
kulesi 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin idari yapılanmasındaki
reformlar sonucunda Safranbolu Safranbolu kazasının merkezi olmuştur
ve Kastamonu iline bağlanmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru eski
zamanlarda kale olan tepeye modern bir hükümet binası yapılmıştır.
Osmanlı zamanında önemli bir kısmı idari olarak Kastamonu'ya bağlı
olan Safranbolu Cumhuriyet döneminde Zonguldak'a bağlanmıştır. Daha
sonra 1937 yılına kadar Safranbolu'ya bağlı Öğbeli Köyü'nün bir
mahallesi olan, Karabük'ün 6 Haziran 1995'de il olması ile
Karabük'ün bir ilçesi durumuna gelmiştir.
Safranbolu kaymakamı İzzettin Küçüktür. İlçenin Safranbolu ve
Ovacuma olmak üzere iki belediyesi bulunur. 2004 yılı seçimlerinde
Safranbolu belediye başkanlığını AKP'den Nihat Cebeci %46.27, ve
Ovacuma belediye başkanlığını Abdullah Deniz DSP'den 42.70 oyla
almıştır.
İlçe yerleşim açısından üç önemli bölüme ayrılmıştır. Eski şehir
olarak adlandırılan kısım, birçoğu koruma altında olan ve bazıları
müze olarak kullanılan yarı ahşap üç katlı evlerin olduğu kısımdır.Faroqhi
ve Deguilhem, 313 Resmi adı Misakı Milli olan ve halk tarafından
Granköy olarak adlandırılan Kıranköy ise, 1923 mübadelesinden önce
Yunan Ortodoks halkın yaşadığı bölgedir. Bağlar bölgesi ise varlıklı
ailelerin yaz aylarını üzüm bağlarında ve meyve bahçelerinde
geçirdiği bölgedir. 1923'e kadar bağlarda Yunan ve Türk aileler
yakın olarak yaşamaktaydılar, 1923'den sonra eski Safranbolu'da
yaşayanlar nüfus devamlı olarak bağlarda yaşamaya başlamıştır.
Ekonomi
Osmanlı devrinde ipek yolu üzerinde olması ve üretilen malların
İstanbul'da satılması Safranbolu'nun ticarette uzun yıllar etkili
olmasına yardımcı olmuştur. Ticaretin yoğun olduğu bu dönemlerde
Cinci Hanı ve Hamamı etkin olarak kullanılmaktaydı. Bu devirlerde
üreticiler ve esnaflar lonca sistemi ile örgütlenmişlerdi.Çok
kültürlü, çok etnik ve çok dinli bir bölge olan Safranbolu eski
zamanlarda önemli yollardan uzak olması nedeniyle Anadolu deri
endüstrisinin önemli merkezlerinden biri değildi, fakat bölgesinde
dericilik açısından önemli bir yere sahipti.Faroqhi ve Deguilhem,
308 Dericilik tarım ve kerestecilikten sonra üçüncü sırada
gelmekteydi.
Safranbolu 1940'larda Karabük Demir Çelik Fabrikası'nın kurulması
ile ekonomideki eski gücünü kaybetmeye başlamıştır, işgücünun
fabrikaya yönelmesi ile dericilik gibi üretim sektörleri ve
üzümcülük, safran üretimi gibi tarımsal ve hayvansal üretim de
etkilenmiştir. 1970'lerden sonra şehrin ekonomisi turizm ile tekrar
canlanmaya başlamıştır.
Tarımsal açıdan ormancılık ve tahıl ekimi başta gelir. Hayvancılık
ise temel olarak büyük baş hayvancılık konusunda yapılmaktadır.
2004 yılı kayıtlarına göre; 1855 gelir vergisi mükellefi, 934 adet
basit usul ticari kazanç, 218 adet kurumlar vergisi, 3007 vergi
mükellefi bulunmaktadır.{{cite web | tarih = | url = http://www.safranbolu.gov.tr/eko.asp
| başlık = Ekonomi| erişimtarihi=2006-11-19}} 2005 yılı itibariyle
ilçede tahakkuk eden vergi 17.393.507,75 YTL ve tahsil edilen vergi
13.971.967,41 YTL'dir. Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı 365 şahıs
firması, 38 Anonim Şirket, 2 Kollektif Şirket, 1 Komandit Şirket, 1
Adi Şirket, 139 Limited Şirket, 42 Adi Ortaklık, 6 Tüketim
Kooperatifi, 23 Kalkınma Kooperatifi, 85 Yapı Kooperatifi olmak
üzere toplam 702 işletme bulunmaktadır.
Eğitim
Safranbolu'da 451 öğrencinin eğitim gördüğü iki tane bağımsız okul
öncesi eğitim kurumu vardır, 5.229 öğrencinin eğitim gördüğü 11
merkezde 5 köylerde olmak üzere 16 ilköğretim okulu bulunmaktadır ve
1.981 öğrencinin eğitim gördüğü 9 tane ortaöğretim kurumu
bulunmaktadır.{{cite web | tarih = | url = http://www.safranbolu.gov.tr/egt1.asp
| başlık = İlk Ve Ortaöğretim Durumu | erişimtarihi=2006-11-19}}
2002 yılında kurulan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'ne bağlı Fethi
Toker Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi'nin yanında bir de Meslek
Yüksek Okulu bulunmaktadır. Bu iki öğretim kurumu kentin dinamik
yapısını ayakta tutmaktadır. 2005-2006 öğretim yılında Fethi Toker
Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi'nde 77 ve Meslek Yüksek
Okulu'nda 1.839 öğrenci eğim almıştır.{{cite web | tarih = | url =
http://www.safranbolu.gov.tr/egt2.asp| başlık = Yükseköğretim
Kurumları | erişimtarihi=2006-11-19}}
Şehirde Safranbolu ve Ovacuma halk kütüphaneleri bulunmaktadır.
Safranbolu İlçe Halk Kütüphanesi 1981'de yapılmıştır ve 23 Nisan
1982'de açılmıştır, ayrıca Safranbolu kütüphanesine bağlı olarak 12
Aralık 2002 tarihinde Ovacuma Belde Halk Kütüphanesi açılmıştır.{{cite
web | tarih = | url = http://www.safranbolu.gov.tr/egt3.asp| başlık
= Kütüphaneler | erişimtarihi=2006-11-19}}
Kültür
Safranbolu'nun ünlü evleri 18. ve 19. yüzyıl Türk toplumunun
geçmişini, kültürünü, ekonomisini, teknolojisini ve yaşama biçimini
yansıtan mimarlık bilgisi ile yapılmıştır. Şehirde bulunan yaklaşık
2.000 geleneksel evden 800 kadarı yasal koruma altındadır.
19. yüzyılın sonunda 28 cami, 2 Yunan Ortodoks kilisesi, 13 tekke (Nakşibendiye
ve Halvetiye), 2 kütüphane, 2937 öğrencinin eğitim gördüğü 191 okul,
12 medrese, 8 Yunan okulu, 1 telgraf istasyonu, 24 han, 11 hamam,
940 dükkan ve fakirler ve daha çok eski askerler ve akrabaları olan
sifilitik hastalar için 1 hastane bulunmaktaydı.
Yaklaşık 3000 yıllık tarihi geçmişinde pek çok uygarlığın yaşadığı
şehirde önemli kültürel zenginlikler vardır. Özellikle Osmanlı
döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme, köprü ve konaklar
ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.
UNESCO'nun 17 Aralık 1994'de Dünya Miras Listesi'ne aldığı
Safranbolu, Türkiye'de bulunan yaklaşık 50.000 korunması gerekli
kültür ve tabiat varlığının 1.125'ini barındırır. Bu nedenle, müze
kent durumundadır.
Yüksek Anıtlar Kurulunun 1975 yılında şehri kentsel sit alanı ilan
etmesi akademik çevrelerin ilgisini çekmiş ve bu ilgi zamanla
Türkiye dışına da taşmıştır. Turistlerin ilgisi ile 90'ların
başından itibaren küçük ve orta ölçekli turistik tesislerin oluşumu
başlamıştır ve bu sayede terk edilen konaklar otel ve lokanta gibi
yapılara dönüşmüş, anıtsal eserler restore edilmeye başlanmış ve
unutulmakta olan el sanatları tekrar canlanmıştır.
Dünya Kültür Mirasına dahil olup sit alanı ilan edilen eski şehir
merkezinde 1.008 adet tarihi eser tescil edilmiştir. Bunlar; 1 özel
müze, 25 cami, 5 türbe, 8 tarihi çeşme, 5 hamam, 3 han, 1 tarihi
saat kulesi, 1 güneş saati ve yüzlerce ev ve konaktır. Bunların
dışında höyükler, tarihi köprüler ve kaya mezarları da
bulunmaktadır.
Safranbolu'da her yıl Ağustos ayının ikinci haftasında Uluyayla
Şenlikleri, 20-24 Eylül'de Film Festivali düzenlenmektedir.
Kaynaklar
SAFRANBOLU'NUN YERİ, KOMŞU İL, İLÇE, KÖYLERİ VE MAHALLELERİ
Safranbolu, Kuzeybatı Karadeniz Bölgesi'ndedir. Koordinatları 41°
16' kuzey enlemi, 32° 41' boylamıdır. Karadeniz'den kuş uçumu 65 km.
içeridedir. 1995 yılında Karabük'ün il yapılmasıyla, Karabük'e
bağlanmıştır. Yeni yönetim düzenine göre komşu iller: Bartın ve
Kastamonu; komşu ilçeler: Ulus, Eflani, Araç, Ovacık'tır. 59 köyü
olup bazı komşu köyleri: Bulak, Gayıza (İncekaya), Tokatlı, Danaköy,
Yazıköy, Konarı, Yörük (Yürük), Akören(Akveren), Oğulören (Oğulveren),
Davutobası, Bostanbükü, Çerçen, Hacılarobası, Karıt, Başköy,
Kılavuzlar, Kapullu'dur. Ovacuma ise bucak merkezidir. Yürük Köyü
çok eskiden beri özellikle İstanbul'da fırıncılıkta çalışan
insanları ve büyük evleri ile Safranbolu yakınında önemli bir
merkezdir. Safranbolu'nun 1995 yılına göre 20 mahallesi olup
isimleri: Akçasu, Babasultan, Bağlarbaşı (Bağlar), Çavuş, Çeşme,
Cami-i Kebir, Hacıhalil, Hüseyin Çelebi, Musalla, İsmetpaşa,
İzzetpaşa, Karaali, Kirkille, Aşağı Tokatlı, Barış, İnönü, Yeni
Mahalle, Cemal Caymaz, Emek, Esentepe’dir. Kıranköy önce Misak-ı
Milli Mahallesi olmuş, 1975'ten sonra da Barış ve İnönü olarak iki
mahalleye ayrılmıştır.
TARİHÇE
Safranbolu çevresi Paleolitik Çağ'dan beri bir yerleşme yeri
olmuştur. Eflani çevresinde üç büyük höyük bulunmaktadır. Homeros’ta
bu bölge Paflagonya olarak geçer. Pers ve Helenistik dönemlerini
yaşadıktan sonra Roma, Bizans döneminde yoğun bir yerleşme alanı
olmuştur. Safranbolu - Eflani bölgesinde 24 tümülüs, çeşitli kaya
mezarları, kabartmalar, Safranbolu güneyinde Sipahiler Köyü'nde bir
Roma tapınağı sayılabilir. Safranbolu içinde Roma ve Bizans
Çağları’na ait eser yoktur. Bu dönemdeki adı da belli değildir.
Leonard, Safranbolu'nun eski Germia olabileceğini, Ainsworth ise
Zafaran Bolı'nin eski adının yine safran kenti anlamında Flaviopolis
olduğunu söyler. Osman Turan Türkler almadan önce kentin adının
Dadybra olduğunu yazıyor
Türkler'in Anadolu'ya gelmesinden sonra Safranbolu tarihi, Kastamonu
tarihine bağlı olarak gelişir. Bu bölge ilk önce Danişmentliler
zamanında Türklerin eline geçmiştir (12.yy başı). Sonra tekrar
Bizans'a geçmiş, 13. yy başlarında Çobanoğulları burada
yerleşmiştir. Çobanoğulları önce Selçuklulara sonra İlhanlılara
bağlı kalmıştır. 13.yy sonlarında eflani'de kurulan Kayı Boyu'ndan
Candaroğulları Beyliği de burada önce Selçuklulara sonra İlhanlılara
bağlı olarak yaşadıktan sonra 15.yy başlarında kısa bir süre
bağımsız olmuş, sonra Osmanlılara bağlı kalarak 1461 yılına kadar
egemenliğini sürdürmüştür. Kentin o dönemdeki adının Zâlifre veya
Zalifra olduğu sanılıyor. Safranbolu'da Candaroğulları döneminden
Eski Cami, Süleyman Paşa Medresesi ile Eski Hamam kalmıştır. Bütün
bu dönemlerde ve daha sonra Osmanlı döneminde merkez hep Kastamonu
olmuştur. Safranbolu, Candaroğulları döneminden başlayarak Osmanlı
döneminde de uzun bir süre Taraklı Borlu adıyla anılmıştır. 18.yy'dan
itibaren önce Zağfiran-Borlu sonra Zağfiranranbolu adı da
kullanılmaya başlanmıştır. Rumlar ise Safranpolis veya Teadorapolis
demişlerdir.
Safranbolu'nun Osmanlı dönemindeki geçmişine ait yayınlar pek
azdır.Tarihî yapılarına bakarsak bazı isimler ortaya çıkıyor.
Bunlardan Cinci Hoca, Köprülü Mehmet Paşa, İzzet Mehmet Paşa,
Safranbolu'da eserler bırakmışlardır.
YAPI MALZEMESİ
KAYNAKLARI
Taş
Civardaki kalkerler yapı taşı olarak kullanılmıştır. Bu sert mavi
kalkerlerden iyi cins kireç yapılır. Küfünk denilen gözenekli hafif
bir taş ahşap çatkı dolgusu ve testere ile kesilerek baca yapımında
kullanılmıştır.
Kerpiç
Genel olarak her topraktan kerpiç yapılmıştır. Özel olarak
Köprücek’ten gelen topraktan yapılan kerpiç beğenilirdi.
Kiremit
Çerçarı, Bostanbükü köyleri ve Çamlıca mevkiinde elde yapılmış ve
pişirilmiştir.
Ahşap
Safranbolu evlerine baktıkça çok iyi nitelikte ve bol ahşap
kullanıldığını görüyoruz. Bu bölgede bugün toplam alanın yarısında
fazlasını ormanlar kaplar. Eski devirde bu oranın daha çok olduğunu
kesinlikle söyleyebiliriz. Bugün Karabük Orman İşletmesi alanında
ağaçların %38’i köknar, %30'u kayın, % 20'si çam, % 9'u
meşedir.Yapıda kullanılan ağaçlar köknar ve çamdır, çok az ceviz ve
kavak da kullanılmıştır. Ev için ağaç siparişi orman köylerine
veriliyordu.Gayıza, Tokatlıköy, Danaköy, Karaevli, Susundur, Arıcak,
Başköy gibi dağ köyleri kestikleri ağacı balta ile yontup katırların
iki yanına iple bağlayarak sürüklerler.
Daha kalın ağaçları ise öküzler taşır. Tahta el bıçkısı ya da su
hızarlarında kesilir. Danaköy’de 20.yy'ın ilk yarısında 3 su hızarı
vardır.
Bağlayıcılar
Kireç: Gayıza başında ormanda yakılır. Çevredeki mavi kalkerler iyi
kireç verir.
Çamur harcı: Her cins topraktan kerpiç hamuru gibi hazırlanır.
ÖNEMLİ TARİHİ
YAPILAR
Safranbolu içinde Bizans dönemine ait yapı kalıntısı henüz
bilmiyoruz. Kıranköy’deki Aya Stefanos (Hagios Stephanos) Kilisesi (Ulucami)
belki de Theodora tarafından yaptırılmıştır. Eski camii bir bizans
kilisesinden değiştirilmiş olabilir. Türklere ait kalıntılar
Candarogullları döneminden başlamaktadır. Bu yapılar zaman içinde
değişimler geçirmişlerdir. Burada yalnız en önemlileri sayarsak;
Dini Yapılar
Camilerin sayısı 30 kadardır. En eskisi Candaroğulları devrinden
Süleyman Paşa Camii (Eski Cami)'dir (14.yy) Daha sonra en önemlileri
Köprülü Mehmet Paşa Camii (1662), İzzet Mehmet Paşa Camii (1796),
Dağdelen Camii (1768), Kazdağlı Camii (1779)’dir.
Eğitim Yapıları
Süleyman Paşa Medresesi'nin (14.yy) bugün yalnız temelleri
kalmıştır.
Sosyal Yapılar
Cinci Hoca Kervansarayı (Cinci Hanı, 17.yy), Eski Hamam (14.yy),
Yeni Hamam (17.yy), ayrıca 100 kadar çeşme 15 kadar köprü vardır.
Bu yapılara bakarak Safranbolu'nun 14. yy'da önem kazandıgı, 17
yy’dan 18. yy sonuna kadar bazı devlet adamlarından ilgi gördüğünü
ve 18.yy'dan beri de kendi ekonomik gücünün artmasıyla 20 yy’ın ilk
Çeyreğine kadar küçük cami ve özellikle çeşme olarak pek çok yapı
oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Yalkın, 1940’ta Şehir’de 1766, Bağlar’da 1075 ev olmak üzere 2841 ev
sayıyor. Rumlar ticaret, kunduracılık, terzicilik, duvarcılık,
taşcılık yaparlar ve Türkçe konuşurlardı. Yazlık evleri yoktu.
Mubadelede Yunanistan’a gitmişlerdir (1924). 1965 sayımında Şehir’de
1140, Kıranköy’de 249, Bağlar’da 912 olmak üzere 2301 ev vardır.
Safranbolu’daki nüfus sayımları şöyledir:
Yıl Nüfus Yıl Nüfus
1890-1900 7500-8000 1965 9771
1935 5571 1970 12468
1940 5327 1975 14700
1945 5164 1980 19440
1950 5388 1985 22404
1955 6155 1990 24351
1960 7352 1997 31387
19. yy. sonundaki nüfus sayımından önceki nüfus ve özelliklerini
bilmiyoruz. Kentteki anıtların dağılışına göre önce kale içi ve
çevresinde olan yerleşmenin giderek artığı, vadiyi doldurduğu,
güvence ve refahın artmasıyla da bağların yazlık mahallelere
dönüştüğünü söyleyebiliriz. Eskiden de herhalde nüfus on bini
aşmamış olmalıdır.
Eski dönemde beyler, yöneticiler, Rumlar dışında homejen bir toplum
olduğu söylenebilir. Yüksek gelir düzeyi ve devrin kapalı ekonomisi
bunu sağlıyordu. Her ailenin iki evi olması bunu kanıtlıyor. Üretim
ve ticaret bir lonca düzeni içinde birbirini denetliyor ve
destekliyordu. Lonca kalktıktan, ekonomik düzen bozulmaya
başladıktan, Demir Çelik Fabrikası da kurulduktan sonra sosyal
sınıflar ortaya çıktı. Bugünkü sınıflar nüfüsa göre şöyledir.
İşçiler %37, memurlar %20, küçük esnaf %11 zenaatçı %8, tacir %4,
çiftçi %1, diğerleri %19.
Safranbolu çevresinde bazı yürük köyleri vardır. Bunların
başlıcaları Yürük, Hacılarobası, Davutobası’dır. 1935’lerde
yerleşmiş diğer yürüklerin dışında göçebe olanlar (tahtacı ve
çepniler) da vardır. Ayrıca Kürtler ve Zazalar da göçebe olarak
çevrede yaşarlardı.
Folklor
Safranbolu bölgenin en güçlü folklor varlığına sahiptir.
Gelenekleri, töreleri, masalları, türkü, müzik ve oyunları, ayrı
ayrı incelenmeye değer konulardır. Bütün bu folklor öğelerinin
arkasında Türk toplumunun özelliklerini görürüz.
EKONOMİ
Safranbolu evlerini incelerken evlerin büyüklüğü, düzgün, sağlam
yapılışı, iç düzenlemenin zenginliği, geniş, bol meyveli, içinde
havuzu, havuzlu köşkü olan bahçeleri her ailenin yazlık - kışlık iki
evi olması insanlarının güngörmüşlüğü, inceliği, saygınlığı bizi
Safranbolu'daki bu zenginliğin nedenlerini araştırmaya iter.
Tarım
Kent içinde kapalı ekonomi sonucu herkes kendi yiyeceğini kendisi
üretir. Bunlar sebze, meyve ve mevsimlik hazırlanarak saklanabilen
yiyecek maddeleridir. Bunun dışında dışarıdan et, yağ, şeker satın
alınır. Safranboluluların çok büyük bir bölümünün kent çevresinde
tarlaları vardır. Şimdi Demir Çelik Fabrikalarının bulunduğu alanda
da eskiden çeltik tarlaları vardı. Buğday, arpa, pirinç ve saman
ortakçıya verdiği bu tarlalardan gelirdi.
Safran:
Kentin adı "Safran"la başladığına ve bugün bile yetiştirildiğine
göre safrandan biraz daha ayrıntılı söz etmek doğru olur.
Süsengillerden (iridaceae) safran (Crocus sativus L.), soğanlı,
çiğdeme benzer, eflatun-mor çiçekleri olan bir bitkidir. Eylül-ekim
aylarında çiçek açar.Dişi organın tepecikleri gün doğarken toplanır.
Dikildikten bir yıl sonra çiçek açar. İki yıl çiçeği toplanır sonra
sökülür. Yüz bin çiçekten toplanan tepeciklerin ağırlığı ancak 1 kg
olur.
Kullanılışı:
Kokusuz boyar madde olması ve ilaç etkisi nedeniyle eczacılıkta,
boyacılıkta ve yemeklere katkı maddesi olarak kullanılır. Boya
olarak kendi ağırlığının yüz bin katı suyu boyayabilir.
Tarihçe:
Homeros ve Hippokrates safrandan söz ediyor. İran ve Keşmir'de uzun
yıllardan beri yetiştirilmiştir. Moğollar Çin'e, Araplar İspanya'ya,
Haçlılar Avrupa'ya yaymışlar. Eski Yunan ve Roma'da kokusu ve ilaç
etkisi nedeniyle çiğneniyor. Boya olarak kullanılıyor.
Yetiştiği yerler: İspanya, Fransa, Sicilya, Apenin etekleri, İran ve
Keşmir'dir. Türkiye'de İstanbul, İzmir, Safranbolu, Adana,
Birecik'te yetiştirilir. Safranbolu'da üç köyde (Akveren, Oğulveren,
Davutobası) bir kaç aile bu işle uğraşmaktadır.
Ekonomi:
Safranın yüzyıl başında ekonomik değerinin ne olduğu hakkındaki
belgeler henüz pek bilinmiyor. 19.yy sonunda Safranbolu'da ekim
ayında toplanan safranın Suriye ve Mısır'a ihraç edildiğini
biliyoruz. 1923'te 3200 Osmanlı lirası değerinde safran İstanbul ve
Ankara'ya ihraç edilmektedir. Türkiye'de yetişen safran bugün yurt
ihtiyacını karşılayamamakta, dışarıdan ithal edilmektedir.
Hayvancılık
Kent içinde her evde genellikle bir inek vardır. Sütü için beslenir.
Sabahları hergele denilen sürünün çobanı hergeleciye verilir.
Çevrede en çok beslenen hayvan tiftik keçisidir. Sütten yoğurt,
tereyağı yapılır. Kasaplık hayvanlar daha çok erkek hayvanlardır.
Safranbolu'da koyun yenmez. Keçiden sonbaharda kıyma denilen kavurma
yapılır ve et kesilmediği zamanlar yenir. Hayvancılık yünü, kılı ve
derisi bakımından da önemlidir.Yaylalarda yapılan arıcılık da eski
devir için önemli bir üretim koludur. Şeker yerine kullanılan baldan
ayrıca balmumu da çıkarılarak ihraç edilir. Balmumu dikicilikte de
kullanılan yardımcı bir maddedir.
Dericilik
Safranbolu'nun en önemli üretimi deri ve deri eşyadır. Safranbolu'da
dericiliğin ne zaman başladığını bilmiyoruz. Bu işe çok uygun
Tabakha ne Deresi vadisinin, hem doğal yapısı hem de tabaklamakta
kullanılan su kaynağı, atık suyun kolay atılabilmesi, pis koku ve
görünümlerin esas kenti etkilememesi açısından belki de çok eskiden
beri tabaklığa ayrıldığını söyleyebiliriz. Dericilik 18.yy sonuna
kadar Osmanlılarda ileri bir düzeydeydi. Safranbolu'daki dericilik
hakkında Mordtmann 1852 yılında ekonomik değeri olduğunu yazıyor.
1890 yıllarında ise 84 tabakhane sayılıyor. Yine o yıllarda kentin
nüfusu 7500 olduğuna göre dericilik çok yoğun bir üretim kolu
olmalıdır. Safranbolu'nun dış etkenlerden uzak kalması ve
makineleşmenin dericiliği geç etkilemesi bu üretimin 20. yy
ortalarına kadar az çok devamına neden olmuştur. Loncalar 1910'da
kanunla kaldırılmış olmasına rağmen gelenekler içinde etkisi
gittikçe azalarak devam etmiştir. Daha sonra yarı işlenmiş derilerin
Avrupa'ya ihracı kârlı olmuş ve bunları satan tacirler içinden
zenginler türemiştir. 1924'te yayınlanan Safranbolu Ticaret ve
Sanayi Odasının kitapçığında yüze yakın tabakhanede 415 kişinin
çalıştığı; yemenici, kunduracı, dikici olarak 430 kişinin olduğu;
sahtiyan, manda gönü, siyah ve beyaz vakete, kösele olarak 84.600
Osmanlı lirası ihracat yapıldığı; kösele, glase ve rugan olarak
17.900 Osmanlı liralık Avrupa deri ithal edildiği; çevreden 56.000
Osmanlı lirası değerinde sığır, manda, keçi, koyun derisi
getirtildiği, deri ile uğraşan 16, yemeni, kundura, kavafiye
ticareti ile uğraşan 5 tacirin olduğu yazılır. Yine aynı yıllarda
Safranbolu Debbağ Şirketi bir deri fabrikasını tamamlamak üzeredir.
Bu fabrika ne yazık ki çok kısa bir süre çalışabilmiştir.
Ayakkabı modası, köylü için daha ucuz lastik ayakkabıların satışa
çıkması yemeniciliğin önemini azalttı. Yarı işlenmiş derilerin de
Anadolu'nun çeşitli yerlerinde kurulan fabrika ürünleriyle son
olarak Demir ve Çelik Fabrikası dericiliğin sonu oldu.
Tabakhane:
Aynı adla anılan dere boyunca bir vadi içinde yer alır. Mescidi ve
kahvesi vardır. Mescid altından çıkan su kimyasal yapısı ile
tabaklığa uygundur. Vadi kenarlarında yer alan doğal ve yapay
çukurlara bırakılan deriler belirli bir sürede olgunlaşır. Tabaklık
yorucu ve uzun süren bir iştir. Bu işte çalışanlar lonca düzeninde
örgütlenmişlerdi. Çevreden toplanan ham deriler burada işlenerek en
iyi işlenmiş deri haline gelir. Deri işlemede kullanılan yöntem
gelenekseldir. 1975'te geleneksel yöntemle ara sıra çalışan iki
işlikle,bazı işlemleri makina ile yapan iki işlik vardır.
Deri İşleyenler:
Tabakhanede işlenen deriler dikiciler ,semerciler ve saraçlar
tarafından alınır.Arasta:Yemeni diken dükkân sahibi dikiciler,
arasta denilen çarşıda toplanmışlardır. Yanlarında kalfa ve çırak
çalıştırırlar. Arastada 46 dükkân yer alır. Çok küçük olan bu
dükkânların her birinde 3-5 kişi çalışır. Yemeniler iplere dizili
olarak dükkânda sergilenir. Yüzyıl başında üretilen yemeni türleri
şunlardı: Kadın ayakkabıları, küçükten büyüğe: zenne, zelgerde.
Erkek ayakkabıları, küçükten büyüğe: lorta, ürüzger, ulu ayak.
Ayrıca mes ve süm süm mes yapılırdı. Üretilen yemeniler daha çok
dışarıdan gelen kavaflara satılır. Bunlar çok sayıda hayvan ve
denklerle Safranbolu’ya gelirler. Dikiciler cumartesi günü öğleden
sonra, ürettikleri yemenileri sepetlere koyarlar ve alıcılara toptan
verirler. Alıcılar çoğunlukla iki haftada bir gelir. Dikiciler
sabahlara kadar süren uğraşlarına rağmen ancak geçinmişler, zengin
olamamışlardır. Tabak ile kasım ayından kasım ayına hesaplaşırlar.
Daha önce para kullanılmaz. Safranbolu'daki yemeniciliğin ne kadar
etkin olduğu Kurtuluş Savaşı'nda ordu ihtiyacı bir bölümünü
karşılamış olmasından anlaşılabilir. 1923'te 15.000 Osmanlı lirası
değerinde kundura çevre köy ve kasabalara satılmaktadır.
1975'te arastada çalışan bir iki dükkân kalmıştır.
Semerciler ve
Saraçlar:
Ulaşımda önemli bir araç olan at ve eşek Safranbolu ve çevresinde
çok sayıda kullanılıyordu. Bu yüzden semercilik ve saraçlık yaygın
bir üretim koluydu. Çarşıda Semerciler İçi ve Saraçlar İçi adı
verilen iki sokakta toplanmışlardır.1923’te semercilikte uğraşan 120
kişi olduğu bilinmektedir.
1975 yılında birkaç semerci bulunuyordu.
Nalbantlık:
Kent içinde her evde bir ya da iki binek hayvanı olduğu için bu
hayvanların nallanması işlemini yapan nalbantlar vardı.
Demircilik:
Çarşı bölgesinde bugün bile yaşayan demirciler eski devrin çok
önemli bir üretim koluydular. Tarım aletleri, koşum takımlannın
parçaları, ahşap ve deri işlemeye yarayan aletler, ev ekonomisinde
kullanılan aletler, yapı üretiminde kullanılan alet ve malzemeler
(balta, keser, çekiç, çiviler, burgu, güllap, kilit, kapı halkası,
şakşağı, demiri, yel demiri, kancası vb.) demirciler çarşısında
yapılmaktaydı.
Bakırcılık:
Safranbolu, çevrenin bakır çarşısıdır. Bugün yalnız kalaycılık ve
dışarıdan getirilmiş bakır kap satan bakırcılar, eski devirde
kendileri bakır kap yapıp satıyorlardı.
Dokumacılık
Bez Dokuına:
Dokumacılık evde yapılır. Bir kapalı ekonomi ürünü olmasına rağmen
üretim fazlası satılır, yerine çoğunlukla iplik alınırdı. Yüzyıl
başında evlerin belki dörtte birinde dokuma tezgâhı vardı. Yine
yüzyıl başında artık iplik eğirilmiyor dışarıdan getirtiliyordu.
Ticaret değeri olan bez daha çok kalın bezdir. Bu bez tacire
satılır. Tacir bunu boyattırır. Mavi boyalısından (Gök bez) köylüler
erkek pantolonu yapar; üzerine çeşitli desende baskı yapılanı ise
çite bezi adıyla satılır. Köylü kadınlar bu bezden dizlik denilen
şalvar yapar. Ayrıca yatak yüzü, bohça yapılır. Tacir satın aldığı
ince bezden ise üzerine baskı yaptırarak sofra bezi, karakalem
yazdırarak yazma baş örtüsü yaptırır ve satar. Yollu dokunan beze
alaca denir. Döşemelik olarak da kullanılır.
1923'te 72.500 Osmanlı lirası değerinde pamuk ipliği
getirilmektedir. Yine aynı yıl 350 tezgâhta bez dokunmakta ve
dokunan beyaz bez çevreye satılarak 21.000 Osmanlı lirası gelir elde
edilmektedir.
Bugün dokumacılık kalmamıştır.
Mutaflık:
Hayvan kılından harar, kıl heybe, yem torbası, kolan, at çulu, kepre,
sergi (bulgur vb. serilen yaygı) bazı evlerde kadın ve erkekler
tarafından dokunur. Ticaret malıdır. 1923'te mutaflıkla uğraşan 120.
kişi, ticaretini yapan 5 tacir vardır. 9 bin Osmanlı liralık satış
yapılmaktadır.
Bugün mutaflık kalmamıştır.
Keçecilik:
Koyun yünü ve eşek tüyünden evde ya da dükkânda yapılır. Tümüyle
ticaret değeri olan bir iştir. 1923'te 10 keçeci olduğu biliniyor.
GELENEK, GÖRENEK VE
DİN
Gelenek, görenek ve din, azla yetinen bir yaşama felsefesi
getirmiştir. Tutumludur. Lükse düşkünlük görülmez. Herşeyde yalınlık
vardır. Yere oturur, yerde çalışır, yer yatağında yatar, yerde yemek
yer. Evde fazla eşya yoktur. Süsleme bile malzemenin kendi yapısı
içinde kalır. Malzemenin doğal görünüşü bozulmaz. Bu yüzden zengin
ve fakir evleri kolay ayırt edilemez. Bu yalınlığa rağmen bir bolluk
vardır. Yiyeceği boldur, çeşitlidir; odası çoktur, büyüktür; evi
bile iki tanedir. Hiçbir sıkıntısı olmayan, sağlıklı bir toplumdur.
Harem-Selâmlık
Din ve gelenekler evi dışarıya kapar, bu yüzden ev içi ve bahçeler
yüksek duvarlarla ayrılmıştır, pencereler kafeslidir, kadın yabancı
erkeğe görünmez. Bazen aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler
ayrı ayrı yaşarlar. Safranbolu'da selâmlık ve harem olarak ikiye
bölünmüş böyle evler vardır. Bu düzen daha çok zengin evlerinde
görülmekteydi. Hacı Memişler’in bağ evi yanyana bitişik harem ve
selâmlıklıdır. İncelenen evler içinde Kaymakamlar Evi'nde harem ve
selâmlık girişleri değişik katta iki ayrı sokaktan sağlanmıştır.
Hacı Salih Paşa Evi’nde de harem ve selâmlık için iki ayrı giriş ve
iki ayrı merdiven vardır. Diğer evlerde giriş tek olmakla beraber
aile yaşantısını tedirgin etmeden evin merdivenden kolay
ulaşılabilen bir odası selâmlık odası olarak kullanılır. Selâmlık
odaları biraz daha özenlidir. Eski örneklerde tepe pencerelidir.
Tavanları daha süslüdür.
Dönme Dolap
Eski devirde ev içinde bile kadın yakın aileden olmayan erkeklere
görünmediğinden evin harem bölümünden selâmlığa hizmet eden
kadınların kendini göstermeden yemek, kahve, şurup alıp vermesi için
iki oda arasında bir dolap içinde dönme dolap yapılmıştı. Bu dolabın
raflarına konan kaplar, dolap elle çevrilerek öbür bölüme iletilir.
Bu tasarım, ayn bir selâmlık bölümü ve hizmetlileri olmayan evlerin
geleneklere uyumunu yansıtıyor.
Selâmlık Köşkü
Bazı evlerin bahçelerinde selâmlık köşkleri vardır. Bu köşkler bir
ya da birkaç odalıdır. Ana oturma alanında çoğunlukla bi havuz yer
alır. Bazı evlerin alt katlarındaki selâmlık odalarında da havuzlara
rastlanıyor. Asmazlar'ın her iki Şehir evinde böyle havuzlar vardır.
Havuz yerden 50-60 cm kadar yüksektedir. Çevresinde duvar dibinde
sedirler yer alır. Curtlar'ın yazlık selâmlık köşkünde pencere
duvarında direkli bir sekilik, kahve ocağı, yanda iki oda
abdestlik-helâ vardır. Pencerelerde hâlâ cam yoktur. Havuzlu ana
zemin kat üzerine kurulmuştur. Bağlar’da Rauf Beyler'in Evı'nde de
görkemli bir selâmlık köşkü vardır. Simetrik planı az bulunur
niteliktedir. İki odası ve arasındaki eyvanı, orta büyük havuzu ve
çevresindeki sedirleriyle 8 metre açıklıklı havuz odası kalem işi
süslemeleriyle olağanüstü bir mimarlığı yansıtır. Selâmlık
köşklerine ayrı bir sokak kapısı ile bahçeden girilir. Bir tek
odadan oluşan havuzlu bahçe köşklerine havuz odası orta havuzu,
fıskiyesi, çevresinde sedirleri ve bazen kahve ocağı olan bu havuzlu
odalar genellikle çokgen planlıdır. Bağlar'da çeşme suyu olmayan
bazı evlerde ortada bir kuyu, kenarında sedirler olan kuyu odaları
vardır. Bu odada da havuz odası gibi yazın serinlemek için oturulur.
Kuyuda su ve meyve soğutulur.
Abdest
Dinin gereği olarak ibadet etmeden önce abdest almak zorunludur.
Evde bu işler için ayrılmış abdestlik ve gusülhaneler bulunur.
Yaşama birimi olan odanın boy abdesti almak için de düzenlenmiş
olması aile içi yaşayışın gizliliği bakımından doğru çözümlenmiş bir
sonuçtur.Yine abdest bozma ve abdest alma yakın ilişkisi
helâ-abdestlik düzeni ile çözümlenmiştir.Geleneklerin sonucu olarak
bulaşık suları, helâ suyu ile karıştırılmaz. Bulaşık yıkamak için
bir tasarım yapılırsa kullanılan su ayrı bir yolla başka bir çukurda
toplanır. Evde ibadet için özel bir yer ayrılmamıştır.İnançlara göre
temiz olan her yerde, her odada namaz kılınabilir.