|
Trabzon
Tarihi, trabzon , hakkında, şehir, yapılar, kültür, eski trabzon
Trabzon şehri ve bulunduğu bölge hakkında bilgi edinebildiğimiz en
eski kaynak Ksenophon'un Anabasis adlı eseridir. Ksenophon bu
eserinde, babası Dareios'un ölümünden sonra Pers İmparatoru olan
kardeşi Artakserkes II. ye karşı isyan ederek paralı askerlerden
oluşan bir ordu ile M.Ö. 401 yılında Sardes (sahili)'den yola çıkan
Batı Anadolu Valisi Kyros'un Babil yakınlarındaki Kunaksa'da
İmparatorun ordusu ile karşılaşıp yapılan savaşta yenilerek
öldürülmesini ve orduda sayıları onbin kadar olan paralı Helen
askerlerinin geri dönüşlerini anlatır. On binler diye adlandırılan
paralı Helen askerleri, Doğu Anadolu'yu güney-kuzey istikametinde
boydan boya geçerek Karadeniz sahillerine ulaşmak, buradan da deniz
yolu ile memleketlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Paralı askerler
arasında olan Ksenophon bize bu tarihi olayın yanısıra geçtiği
bölgeler ve orada yaşayan halklar konusunda da bilgi verir.
On binler dönüş yolunda Erzurum'un kuzeyine düşen ve Osmanlı
belgelerinde Taveli olarak adlandırılan Taoklar'ın ülkesinden
geçerek Khalybler'in memleketine varırlar. Khalbler, On binlerin
geçtiği topraklardaki en savaşçı halk olduğu için, Helenler onların
ülkesinde yağma yapmamış ve Taoklar'dan yağmaladığı yiyeceklerle
idare etmek durumunda kalmışlardı.
Khalybler'in ülkesinden geçip Harpasos (Çoruh) nehrine ulaşan On
binler, buradan Skythenler'in (İskitler) ülkesine girip bir ovada 4
günde yaklaşık 100 km ilerleyerek köylere varırlar. Bu köylerden
erzak temin eden On binler, Gymnnias adındaki (Bayburt veya
yakınlarında) bir şehre ulaşırlar.
Şehrin valisi onlara, düşman memleketlerden gelebi1meleri için bir
kılavuz verir. Kılavuz Ksenophon ve arkadaşlarını beş gün içinde
denizi görebi1ecekleri bir yere götüreceğini söyler ve yola
çıkarlar. Düşman memleketine gelince, kılavuz, askerlerden orasını
ateş ve kılıçla tahrip etmelerini ister. Beşinci gün Thekhes
adındaki dağa vardıkları zaman denizi görmek için dağa tırmananların
haykırışları arkadan gelenler arasında paniğe neden olmuştu. Çünkü
yağmalayıp yaktıkları memleketin adamları onları takip ediyordu.
Bunlarla artcılar arasında çatışma çıkmış, bir kaçı öldürülmüş,
birkaçı da esir edilmişti.
İlerleyen her birlik önde bağıran askerlerin yanına vardıkça ve
orada kalabalık arttıkça bağrışma da artıyordu. Bunun önemli bir
nedeni olduğunu anlayan Ksenophon hemen atına binerek ve yanına
süvarileri alarak yardıma koştu. Fakat biraz sonra askerlerin
"Deniz! Deniz!" diye bağırdıklarını ve geriden gelenleri acele
etmeye teşvik ettikleri anlaşıldı. Herkesi bir sevinç kaplamıştı.
Askerler hemen taş toplayarak yığdılar ve bu yere bir abide
diktiler. Daha sonra hediyeler verilen kılavuz Hellenler'e
konaklamaları için bir köy ve Makronların memleketine giden yolu
gösterdikten sonra akşam üstü memleketine dönmek üzere uzaklaştı.
Bölgenin coğrafi yapısını iyi bilmenin verdiği cesaretle,
Ksenophon'un bölgede varlığından bahsettiği halklara ait bölgelerin
sınırlarını çizebi1mek için anlatılanları değerlendirdiğimiz zaman
kılavuzun Gymnias'tan sonra kuzeydoğu istikametinde ilerleyip bu gün
Soğanlı geçidinin olduğu bölgeden dağlara çıktığını söyleyebiliriz.
Kılavuzun daha kısa olan Hart (Aydıntepe)-Kemer geçidi yolunu tercih
etmemesinin nedeni Ksenophon'un da yazdığı gibi Skythenlerin
düşmanlarına ait köyleri tahrip ettirip yağmalatmak idi.
Ksenophon'un adını vermediği ve Bayburt ile İspir bölgesinde yaşayan
Skythenlerin düşmanı olan halkın Strabonun M.S.18 yılında yazdığı
Coğrafya adlı eserde bahsettiği Heptakometler veya komşusu Byzerler
ya da onların Strabodan dört asır evvel bölgede yaşayan ataları
olması kuvvetle muhtemeldir.
Gymnias'dan aldıkları kılavuz, bu halkın Soğanlı Dağları'ndaki
köylerini yağmalattıktan sonra Ksenephon ve arkadaşlarına bugün de
bir bölümü hala kullanılan yolu izletir. Batıya yönelip Soğanlı
geçidinin batısındaki Kemer Dağı'nın kuzey eteklerinden geçirerek 5.
günde denizi görebilecekleri Thekhes (bugünkü Madur) Dağı'na
ulaştırır.
Kılavuzun dönüş yolunda, düşman arazisinden kendi memleketine bir
gecelik yürüyüşle ulaşabilmesi, dönüş yolunda daha kısa olan yolu,
Madur-Aşot Beli-Yarmice Sırtı-Lemonsuyu-Kemer Geçidi-Hart (Aydıntepe)
yolunu izlemiş olduğunu gösterir.
Ksenophon ve arkadaşlarının Madur Dağı ile hemen batısındaki Polut
Dağı arasında ve Madur Dağının zirvesine yakın boyundan denizi
gördüğünü söyleyebiliriz. Tarihi bir yolun dağları aştığı bu yerden
Araklı Burnu ve Araklı Limanı bir tablo gibi görülür. Bu yerde
ayrıca On binlerin sevinçten yaptıkları taş yığınından oluşan
abideyi anımsatan kalıntılar vardır. Ksenophon ve arkadaşlarını
bölgeden geçtiği zaman mevsimin kış olması sis olmadan bütün
manzaranın ve denizin görünebilmesini sağlamıştır.
Bu yerin 3 km kadar kuzey doğusunda ve bugünkü Kalecik Yaylası'nın
yakınında muhtemelen Romalılar tarafından ve kareye yakın dikdörtgen
şeklinde inşa edilmiş küçük bir kale kalıntılarının bulunması bu
yolun ilerideki asırlarda da kullanıldığını göstermesi bakımından
önemlidir.
Ksenophon Thekes dağından sonra geçtikleri yerlerin Makronların
memleketi olduğunu yazar. İlk gün Makronların memleketini
Skythenlerin memleketinden ayıran ırmağa (bugünkü Karadere)
varırlar. Ksenophon'un yazdıklarına göre sağ taraf yukarıya doğru
sarp bir alan (Polut Dağı'nın batı yamaçları) soldan da asılması
lazım olan sınır ırmağın (Karadere'nin) bir kolu (Yağmurdere suyu)
akıyordu. Bu ırmağın kıyıları ince, ama pek sık yetişmiş ağaçlarla
kaplı idi.
Hellenler (bugünkü Çatak olarak adlandırılan) bu bölgeden mümkün
olduğu kadar çabuk ayrılmak istedikleri için, bunları kese kese
ilerlemeye başladılar. Kıldan elbiseler giyen ve örme kalkanlar ve
mızraklarla silahlı bulunan Makronlar ırmağın karşı kıyısında ve tam
geçit yerinde bekliyorlardı. Birbirlerine seslenerek cesaret veriyor
ve taş atıyorlardı. Fakat attıkları taşlar kimseye rast gelmeden ve
kimseye zarar vermeden suya düşüyordu.
Bu sırada On binlerin arasında bulunan ve Atina'da esir olarak
hizmet etmiş olan birisi Ksenophon'a gelerek bu adamların dilinden
anladığını söyleyerek "Zannedersem burası benim memleketim olacak.
Eğer engel yoksa onlarla konuşayım" dedi. Ksenophon önce bu halkın
kim olduğunu sordurdu ve Makronlar olduğunu öğrendi. Ksenophon'un
"Neden bizim karşımıza çıktılar ve neden bizimle düşman olmak
istiyorlar" sorusuna Makronlar "Memleketimize düşmanca girmek
istediğiniz için şeklinde cevap verirler.
I Hellenler düşmanca gelmediklerini, Büyük Kralla (Pers İmparatoru
II Artakserkes) savaştıklarını, memleketlerine dönmek için denize
ulaşmaya çalıştıklarını söyleyerek karşılıklı dostluk yemini
ettiler. Bu antlaşmadan sonra Makronlar Hellenler'in arasına karıştı
ve onların ırmağı geçmelerine yardım ettiler.
Bir pazar kurarak Helenler'e yiyecek satan Makronlar, üç gün onlarla
birlikte giderek Kolkhlar'ın sınırına kadar götürürler. Burada
yüksek bir dağ vardır ve Kolkhlar bu dağın üzerinde mevzilenmişlerdi.
Burası muhtemelen Trabzon yakınlarında denize dökülen
Değirmendere'nin bir kolu olan Kuştul Deresi'nin doğduğu Seslikaya
Tepesidir. Yaklaşık 9600 kişi olan Hellenler, birkaç defa
saldırdıktan sonra dağda mevzilenmiş Kolkhları kaçırıp bol yiyecek
buldukları köylerinde konakladılar.
Burada rasgeldikleri an kovanlarından bugün bölge halkının "Deli
Bal" veya "Tutan Bal" dedikleri baldan yiyen askerlerde kusma ve
ishal başlamıştı. Hiçbirinin ayakta duracak hali kalmamış, birkaç
kişi de ölmüştü. Hastaları iki üç gün sonra iyileşen Hellenler,
Değirmendere Vadisi'nin doğu kısmındaki sırtlardan iki günde yedi
parasang (yaklaşık 36 km) yol yürüyerek Trabzon'un doğusunda denize
inerler.
M.Ö. 400 yılının Şubat ayında Trabzon'a ulaşan Ksenopho, Trabzon'un
(Trapezus) Karadeniz (Pontos Eukseinos) kenarında ve Kolkhların
memleketinde Hellenler tarafından kurulmuş bir Sinop Kolonisi
olduğunu belirtir.
Trabzon'un yanındaki Kolkh köylerinde 30 gün kadar dinlenen
Hellenler çevredeki diğer Kolkh köylerini yağmalayarak yiyecek temin
ederler. Trabzon şehrindeki Hellenler ise onlara bir yandan yiyecek
satarken diğer yandan da özellikle şehrin yakınlarında oturan
Kolkhalar'la dostluk kurmalarına aracı olurlar.
Çevredeki Kolkh köy1erini yağmalayarak yiyecek temin eden On binler,
bir yandan Trabzon'un etrafındaki yüksek tepelerde toplanan
Kolkhların baskısına uğramamak için tedbirler alırken, diğer yandan
da memleketlerine dönmek için hangi yolu izleyeceklerini
tartışıyorlardı.
Çoğunluk deniz yolunu tercih ettiği için önce aralarından birini
memleketlerine kendilerini alacak bir filo ile dönmek üzere
gönderirler. Fakat bunun neticesinden emin olamadıkları için
Trabzon'daki kolonici Hellenler'den savaş gemilerini ödünç olarak
almayı ve bölgeden geçtiğini gördükleri yelkenlilere el koymayı
düşünürler. Eğer bu yolla on bin kişiyi taşıyabilecek kadar gemi
toplayamazlarsa o zaman da deniz kenarındaki şehirlerden yolları
tamir ederek bir an önce bölgeden uzaklaşmalarına yardımcı
olmalarını istemeyi kararlaştırırlar.
Koloniciler onlara elli kürekli bir gemiyi ödünç olarak vermişti,
fakat bu gemiye atadıkları kumandan gemi ile hemen bölgeden kaçmayı
tercih edince On binler, Trabzon'daki kolonicilerden otuz kürekli
bir gemi daha alırlar. Karadeniz'de ele geçirdikleri tüm gemileri
Trabzon'a getirerek içlerindeki yüklere el koyup, bu yeni gemilerle
kıyı boyunca talan seferlerine çıkan On binler talanda her zaman
başarılı olamıyor, baskın anında ya da dönüş yolunda bölge halkı
tarafından öldürülüyorlardı.
Ksenephon, Kleainetos adlı bir kumandanın kendi bölüğü ile birlikte
başka bir bölüğü de talan için tehlikeli bir bölgeye götürdüğünü,
kumandanın birçok adamı ile birlikte öldürüldüğünü yazmakta fakat
Karadeniz'de gemilerine el koydukları ya da köylerini yağmaladıkları
halklar hakkında pek bilgi vermemektedir.
Trabzon'da oturan koloniciler, şehrin çevresindeki Kolkhlarla dost
olduğu için Ksenephon ve arkadaşlarına yağmalama sırasında yardımcı
olmuyorlardı Fakat Trabzon çevresindeki bir gülük mesafede yiyecek
kalmayınca onlara kılavuz vererek Trabzon'un güneyindeki dağlık
bölgede yaşayan Driller'in ülkesi (bugünkü Torul bölgesi) ne
götürdüler. Ksenophon, Driller'i bölgenin en savaşçı milleti olarak
tanımlarken Trabzon'da oturan Helienlerin bunlardan çok kötülük
gördüğünü kaydetmektedir.
Savunmaya elverişli olmayan köylerini yakarak boşaltan Driller derin
vadilerle kuşatılmış olan başkentlerine çekilmişlerdi. Önden giden
2000 kişilik grup başkenti kuşatmış fakat tahkim edilmiş bu yeri
alamayacaklarını anlayarak geri çekilmeye başlamışlardı. Geri
çekilince anında Driller arkadan taarruza geçince buradan çabucak
uzaklaşamayacaklarını anlayan Hellenler geriden gelen kuvvetlerden
yardım istediler.
Ksenophon kumandasında yardıma gelen birlikler buradan zaiyat
vermeden çekilmenin mümkün olmadığını görerek şehri ele geçirmeye
karar verirler. Şehrin etrafındaki hendeği ve müstahkem mevzileri
aşan Hellenler şehre girince burada bir de iç kalenin olduğunu görür
ve kaleden çıkan askerlerin saldırısına uğrarlar. Geri çekilecekleri
yolun sarp olması ve şehirdeki iç kalenin alınmazlığı onları zor
duruma sokmuştu. Ksenephon bu durumu anlatırken "Kalmak da bela idi,
kaçmak da...." diye yazmaktadır.
Şehirde tesadüfen çıkan bir yangın onlar için kurtuluş olur. şehir,
kalesi hariç bütün evleri, kuleleri, şarampolleri ile yanmıştı.
Fakat Hellenler ertesi gün Trabzon'a giden çok dik ve dar yoldan
inerken tekrar Driller'in saldırısına uğradılar.
Trabzon ve çevresinden yiyecek sağlamak imkanı kalmadığı için
Hellenler, hasta ve yaşlıları daha önce ele geçirilen gemilere
bindirir, kalanlar da yaya olarak, Trabzon'dan ayrılır. Trabzonlu
kılavuzlar eşliğinde üç gün sonra Kerasus (bugünkü Giresun)'a
ulaşırlar.
Giresun da Trabzon gibi Kolkhların memleketinde bir Sinop kolonisi
idi. Burada on gün kalarak bir sayım yaparlar. Kolkhların
memleketine girerken yaklaşık 9800 kişi kadar olan Hellenler, burada
1200 kişi zaiyat vererek 8600 kişi kalmıştı.
Giresun bölgesindeki dağlarda yaşayan bir halk Giresun'daki kolonici
Hellenler'le dostane ilişki içindeydi. Bazıları Giresun'a gelip
kasaplık hayvan ve başka şeyler satıyor, alışveriş ediyorlardı.
Ksenophon'un ordusundan bazıları bu halkın Giresun'a yakın olan
köylerine giderek öteberi satın almış ve bunların küçük ve
savunmasız köylerini kolayca yağmalayabileceklerini sanarak bir gece
bu köyleri yağmalamak üzere yola çıkmışlardı. Fakat yağmacılar daha
yolda iken güneş doğmuştu. Durumu fark eden bölge halkı hemen bir
araya toplanarak baskıncıların (çoğunu öldürmüşler, ancak birkaç
baskıncı Giresun'a kaçabilmişti.
On binlerin Giresun'dan ayrılacağı gün bu halkın ihtiyarlarından
bazıları Giresun'a gelerek ordu kumandanlarıyla görüşüp köylerini
yağmalamayı nasıl düşünebildiklerini öğrenmek ve ölülerini gömmek
üzere alabileceklerini söylemek isterler. Fakat baskından
kurtulabilen Hellenler'in kışkırtması ile bu üç elçi taşlanarak
öldürülür.
Giresun'dan ayrıldıktan sonra Mossynoik'lerin ülkesinin sınırına
varırlar. Ksenophon, Giresun ile Ordu arasında oturan bu halkı,
Hellen dilinde "Ahşaptan yapılma evlerde oturan halk" anlamındaki
Mossynoikos kelimesi ile adlandırmaktadır. Mossynoikler yasadıkları
müstahkem mevkilerine güvenerek onları memleketlerinden
geçirmeyeceklerini söylerler. Bunun üzerine Trabzonlu kılavuzlar
vasıtası ile daha batıda oturan ve doğudakilerle aralarında siyasi
düşmanlık olan batılı Mossynoikler'le temasa geçerler Ksenophon ile
batılı Mossynoiklerin başkanları bir araya gelerek doğulu
Mossnoikler'e karşı bir ittifak kurarlar. Varılan anlaşmaya göre
onlar batıdan hücum ederken Hellenler'le birlikte savaşmak ve yol
göstermek için de yardımcı kuvvet göndereceklerdi
Ertesi sabah, her biri üç kişi taşıyan üç yüz kayık gelir.
Kayıklardaki ikişer asker karaya çıkar ve kayıklar geri döner. Yüzer
kişilik altı bölük oluşturan Mossynoik savaşçıları içlerinden
birinin okuduğu şarkıya eşlik ederek yürüyüşe geçer ve başkentin
önündeki kaleye taarruz ederler. Fakat kaleden çıkan düşmanları kısa
sürede onlara üstünlük sağlar ve onları geri püskürtürler.
Kale ve şehir ertesi gün yapılan saldırılarla alınmış ve buradan
kaçanlar yukarıdaki başkente kadar kovalanmıştı. Hellenlerin
taarruzlarını burada da durduramayan Mossynoikler kaleyi bırakarak
çekilirler. Tepe üstünde ağaçtan yapılmış bir kule evde oturan,
halktan toplanan vergiler ve kamu malından geçinen Kralları ilk zapt
edilen kalenin kralı gibi bulunduğu yerden ayrılmadığı için kule-evi
ile birlikte yakılır.
Zapt edilen yerleri dostları olan Mossynoikler'e bırakan Hellenler
yollarına devam eder ve tıpkı bu günkü gibi birbirlerine yaklaşık on
kilometre mesafede kurulmuş olan Mossynoik şehirlerinden yürüyerek
sekiz günde, pek kalabalık olmayan ve Mossynoiklerin uyruğu olarak
yaşayıp daha ziyade demir madenlerinde çalışan Khalybler'in
memleketine ulaştılar.
Khalybler Ksenophon'un Karadeniz bölgesinden geçerken bahsettiği
halklardan en meşhur olanıdır. Onun bize verdiği bilgilerden
öğrendiğimize göre, Macronlar, Kolkhlar ve Mossynoikler ve
Trabzon'dan daha önceki kaynaklarda bahsedilmemesine rağmen
Khalybler'den eski kaynaklarda bahsedilmekte ve bu halk Batı Anadolu
ve Ege'de bilinmektedir.
Homeros'un İlliada destanında Alybler/Alizonlar olarak geçen ve
madencilikte ünlü bu halktan, Ksenophon da aynı özelliklerini
belirterek bahsetmekte fakat onların Mossynoikler'in uyruğuna girmiş
olduğunu belirtmektedir. Alizon sözünün Hellen dilinde "Deniz
kıyısında yaşayanlar" anlamına gelmesine rağmen Bilge Umar bu
sözcüğün Eski Hellen dilinde (Luwi/Pelasgos dilinde) "Deniz, tuz"
anlamındaki "Ali" sözcüğünden geçmiş olduğunu belirtmektedir. Bu da
bize demir madenciliği ile ünlü bu halkın sahille olduğu kadar şap
madenlerinin bulunduğu Şebinkarahisar bölgesi ve kuzeyindeki dağlık
bölge ile de ilgisi bulunduğunu düşündürebilir.
Bundan sonra Tibarenler'in ülkesine (Bugün Ordu'nun doğusundaki
Turna suyu Deresi'nin olduğu bölge) ulaşan Hellenler deniz kıyısında
birkaç müstahkem yerleri bulunan ve nispeten düz olan Tibarenlerin
ülkesinde iki gün ilerleyerek Sinop'un kolonisi olan Kotyora'ya
(bugünkü Ordu şehri yakınında) ulaşırlar.
Ksenophon'un eserinin sonunda da belirttiği gibi Bayburt'tan sonra
girmiş olduğu Trabzon bölgesinde yaşayan Makronlar, Kolkhlar,
Mossynoikler büyük Pers krallığının Anadolu'daki valiliklerinden (satraplık)
bağımsız yaşayan, kendi yasaları ile yönetilen halklardı. Orduları
ya da tehlike anında harekete geçen bir savunma sistemleri vardı.
Yaşadıkları vadiler yiyecek ve bazı ihtiyaçlarını karşılamakta
yetersiz olduğu için çevrelerindeki halklarla ya da dışarıdan gelen
tacirlerle daima iyi ilişkiler geliştirerek kendi varlıklarına bir
tehdit yöneldiği ana kadar barışçı kalmışlardı. Ancak bir tehdit
oluştuğu zaman süratle bir araya gelerek ortak savunma sistemlerini
harekete geçiren bu halkların birbirlerinden farklı dil ve ananeleri
olmasına rağmen ortak özellikleri gururlu, cesur ve özgüven sahibi
olmalarıydı.
Tarım yapıp sığır besledikleri ve şarap yaptıkları gibi avladıkları
yunus balıklarının etlerini tuzlayıp küplere bastırıyor, ayrıca
zeytinyağı gibi kullanılan balık yağı da elde ediyorlardı. Fındık,
ceviz ve kestane gibi yemişler de en önemli besinleri arasındaydı.
Bunları haşlıyor ya da fırında pişirerek yiyorlardı.
Ksenephon, Mossynoiklerin başkenti ve yakınındaki bir kenti ele
geçirip yağmaladıklarını anlatırken, kilerlerinde geçen seneden
kalma ekmeklerin yanı sıra o senenin tahılına da rastladıklarını,
bunların sapları üzerinde saklanmış kızılcık buğdayı olduğunu da
yazmaktadır. Bu bize bugün birçok Karadeniz köyünde görebileceğimiz
taneleri üzerinde kurutulmak üzere Seran der/Paska/Naylalara ya da
evlerin saçak altına asılmış, taneleri üzerinde mısır koçanlarını
hatırlatmaktadır. Ksenophonun bahsettiği kızılcık buğdayı belki de
mısırdan önce bölgede yetiştirilen ve Laz ut/Laz ot da denilen bir
tür darı idi. Laz ut/Laz ot adı darıya benzediği için mısıra da
verilmiştir. Bölgenin en ünlü ürunü ise, bölgede yaşayan halkın
dışarıdan gelen orduları yenmek için bal (Tutan Bal/Deli Bal) idi.
Birbirlerine yaklaşık 10 km mesafede kurulmuş şehirlerinin ve dik
vadi yamaçlarındaki köylerinin birbirine dar patika yollarla
bağlandığı kuşkusuz ama Ksenophon'un da açıkça yazdığı gibi deniz
kenarındaki şehirleri birbirlerine bağlayan yol sistemleri ile
Karadeniz'de gezinen çok sayıda irili ufaklı yelkenli gemileri
vardı.
Miletoslular, Karadeniz sahilindeki halklarla ticaret yapmak için,
kendilerinden önce bu sahilde koloniler kurmuş olan Frygler'inkine
benzer bir sistemle ve birçok yerde de onların eski koloni
şehirlerinin bulunduğu alanlarda koloniler kurmuşlardı. Ksenophon'un
merkezi ve başkenti Sinop olan koloni sisteminin Trabzon, Giresun ve
Ordu'da olan üç halkası hakkında verdiği bilgileri değerlendirerek
bu kolonilerin yerli halklardan bazıları ile iyi ilişkiler içinde
yaşamalarına rağmen onlardan ayrı, karadan gelebilecek her türlü
tehdide karşı tahkim edilmiş yerlerde yaşadıklarını ve bu yerlerin
kenarında komşu halklarla ticaret yapmak için pazar kurduklarını
söyleyebiliriz. Ayrıca denizden gelebilecek tehditlere karşı da
savaş gemilerine sahiptiler.
Trabzon’da araç kiralama ve rent acar hizmetleri bulabilecğiniz
adreslerimiz mevcuttur.
|